SESLI SOHBET GIRISI

Malazgirt Destanı BoZKuRTLaRSeSLi.NeT Seslichat Seslisohbet

BÖRTECINE
Tarih: Şubat 14th, 2013 at 5:37 pm

Malazgirt Destanı MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ’NDE ROL OYNAYAN UNSURLAR

BİLİNDİĞİ gibi muharebeler çeşit çeşittir : Meydan muharebesi, Muhasara (Kuşatma) muharebesi, Gerilla muharebesi, Akınlar vs. gibi. Bunlara gece baskınları ve pusu kurma da ilâve edilebilir.

Bu muharebe çeşitleri arasında tatbik edilen taktikten, kullanılan silâhlara ve savaş yapan asker sayısına kadar farklar vardır.

Biz Malazgirt Meydan Muharebesi’nin 938. yıldönümü münasebetiyle yazdığımız bu yazıda bu muharebe çeşitlerinden sadece meydan muharebesinden, Malazgirt Meydan Muharebesi’nden; daha doğrusu, bu muharebenin kazanılmasında rol oynayan unsurlardan söz edeceğiz.

Bâzı denemelere rağmen, şimdiye kadar Malazgirt Meydan Muharebesi’nin tam bir tarihinin yazıldığı ileri sürülemez. Üzerinde hemen hemen hiç durulmayan nokta da, bu muharebenin kazanılmasında hangi unsurların rol oynadıklarıdır.

Esasında böyle bir yazının Malazgirt Meydan Muharebesinin bütün kaynaklara dayanarak yapılmış mükemmel bir tasvirinden sonra yazılması gerekirdi. İleride hem Malazgirt Meydan Muharebesi’nin tarihini, hem de bu muharebenin kazanılmasında rol oynayan unsurları uzun uzun ele alacağız.

Biz bu yazımızla bir başlangıç yapmak istiyoruz.

Bilindiği gibi savaş bir milletin maddî -mânevi bütün gücünü, varlığını ortaya koyduğu bir sentezdir; bu itibarla, şimdi olduğu gibi, daha önceki devirlerde de, savaş, sadece cephedeki orduları değil, bütün bir milleti ilgilendiriyordu.
Bizce, savaşta rol oynayan unsurlar, başlıca şu üç esasta toplanabilir:
1— insan.
2— Teşkilât ve Savaş sistemi, a — Teçhizat

İNSAN UNSURU

Her şeyde olduğu gibi savaşta da, insan unsuru başta gelir.

Savaşı idare eden başkumandandan en basit nefere kadar dikkate alındığı zaman, Türk kadar ideal bir savaşçı bulunamaz. Her Türk, doğuştan savaşçıdır, Hayatı, savaşla veya savaş hazırlığı sayılabilecek faaliyetlerle geçer. Sosyal yapı bu esasa göre kurulmuştur2.
Esasında daha Anavatanları Ortaasya’da iken. İklim şartları, Türkler’in içinde yaşadıkları tabiat kadar sert olmalarını gerektiriyordu; bunun neticesi olarak, cesaret, başta gelen vasıflarıdır. Türkler bu vasıflarını her devirde, her coğrafî bölgede muhafaza etmişlerdir, Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey zamanında (1040 -1063) onun adına, Türkler’in faziletlerine dâir bir eser yazmış olan ibn Hassul, cesaret ve kahramanlığın Türkler’in ilk vasıflan olduğunu bilhassa belirtir*.

DESTANSI YARADILIŞ

Türkler bu vasıflarını kendilerinin bütün ihtiyaçlarını karşılayamayan Orta Asya’dan muhtelif istikametlere -servet temini için- yaptıkları akınlarda bol bol göstermişlerdir. Türk destanları, milletine hizmet etmiş kahramanların başarı hikâyeleri ile doludur. Akın’ın yerini «gaza» ve «cihâd» aldığı için, Türkler’in İslâmlığı kabul etmeleri, hiçbir şeyi değiştirmemiştir.

Yine coğrafi şartların tesiri ile, yokluğa ve kıtlığa dayanma kabiliyeti Türk’ün diğer bir özelliğidir. Verilen emre uymayı buna ilâve etmek gerekir.

Türkler’in alet ve teçhizat kullanmaktaki üstünlükleri, asıl üzerinde durulması gereken noktadır. Bu hususta başka hiçbir millet Türk milleti ile mukayese edilemez. Türkler’in, bütün süratiyle yol alan atının üzerinden geriye doğru, hareket halindeki hedefine ok atışı ve vuruşu eskiden bert bütün dünyaca meşhurdur. Türkler, bu meziyetlerini modern silahlan kullanırken bu gün de göstermektedirler.

İnsan unsurundan söz etmişken orduyu sevk ve idare eden başkumandanı da ele almak gerekir. Eğer baştaki kumandan gerekli kumandanlık vasıflarına sahip değilse, bir orduyu teşkil eden askerler, ne kadar iyi vasıflı ve iyi yetişmiş olurlarsa olsunlar savaşı zaferle neticelendirmek imkânsız olur.

Malazgirt Meydan Muharebesi’ni idare eden Alparslan (1063-1072), Türk askerinin sahip olduğu meziyetlere tamamiyle sahipti : O, cesurdu, attığı ok hedefinden şaşmayacak kadar atıcı idi (oku bir tek defa hedefini bulmadı, bu da hayatına mal öldü : Okuna hedef alan bir kale kumandanı hanceriyle Alparslan’ı yaraladı. O, bu yaradan kurtulamayarak öldü).

Bunun dışında Alparslan bütün Türk savaş taktiklerini, usullerini gayet iyi bilen ve tatbik eden bir kumandandı. Meselâ, O, savaşın kazanılmasında büyük rolü olan «Sürpriz» prensibini gayet iyi tatbik etmiştir. Rakibi Bizans İmparatoru’nun hiç beklemediği bir zamanda Ahlat önünde görünmüş ve düşman öncü kuvvetlerini yenmiştir. Bu ilk zafer, aynı zamanda Türk Ordusunda psikolojik bir tesir yaratmıştı.

Alparslan’ın bundan sonra, sırtını Malâzgirt’in ilerisindeki yüksekliklere dayayarak, suyu bol yerleri tutması, onun kumandanlık vasfının diğer bir tezahürüdür ve onun iyi bir strateji üstadı olduğunu gösterir.

Bâzı kaynakların yazdığına göre, Bizans İmparatoru, Alparslan’ın teklif ettiği barış müzakerelerine başlanabilmesi için, Türk ordusunun işgal ettiği yerden geriye çekilmesini şart koşmuştu. Böylece Alparslan’ın stratejik avantajının ordusunu Malazgirt önündeki düzlükte konduran Bizans İmparatoru’nun da kabul ettiği görülmektedir.

Alparslan’ın bir başkumandan olarak asıl meziyetleri savaşa başlamadan önce ortaya çıkar :
TÜRK DEHASI
Alparslan, Bizans Ordusu’nun sayı üstünlüğü karşısında tarihte gelip – geçmiş büyük adamların baş vurdukları psikolojik tedbirlere başvurmak zorunda kalır : Ordusu ile birlikte Cuma namazını kıldıktan sonra ordusuna hitap eder.
Onun bu hitabında iki nokta dikkati çeker :
1— İslamlık,
2— Türklük.
Askerlerini daha da cesaretlendirmek için İslâmlığın mânevi desteğini dile getirmiştir. O, yine şehit olanların cennete gideceklerini hatırlatarak, İslâmiyete sarılmakta devam eder.

Nutkunun Türklük yönü de manâlıdır. Alparslan nutkunun bir yerinde askerlerini savaşa katılıp katılmamakta serbest olduklarını ifade ettikten sonra, kendisinin bu anda «Sultan» değil, kendilerinden biri olduğunu söylemek suretiyle, maiyetindekileri yüceltmek için, Türk içtimâi hayatındaki «eşitlik» ve «sınırsızlık» prensibini dile getirir.

Aynı psikolojik jesti, Kurtuluş Hareketi’ne giriştiği sırada Osmanlı Devleti’nin verdiği rütbeleri atarak, işe bir nefer gibi başlayan Mustafa Kemal de yapmıştı.

Alparslan ordusuna hitabının sonunda, sağ kalanların zenginliğe kavuşacaklarım söylemek suretiyle, Türkler’in Ortaasya’dan beri çok sevdikleri bir noktaya temas etmiştir.

Bindiği beyaz atının kuyruğunu kendi eliyle bağlaması, Alparslan’ın Türk Töresi’nce hareketinin başka bir misâlidir. Bilindiği gibi, eski zamandan beri Türkler’in savaşa başlamadan önce atlarının kuyruklarını bağladıkları bir gerçektir. Bu usul bu gün de devam etmektedir : Cirit oyunundan önce herkes atının kuyruğunu kendi eliyle bağlar,
Beyaz atına uygun olarak beyaz elbise giyen Alparslan’ın, hücum emri verirken «şehid düşersem, kefenim budur» demesi, azmini gösterir ve şüphesiz ordusunun da azmini yükseltir.
TEŞKİLÂT VE SAVAŞ SİSTEMİ
Türk ordusunun daha başlangıçtan beri nasıl sağlam bir teşkilâta sahip olduğu malûmdur.

Türk içtimaî telâkkisi gereğince, orduya basit bir köle (gulâm) olarak giren bir genç -hiç bir engel ile karşılaşmadan-kabiliyeti ölçüsünde yükseliyor, rütbe ve dereceler elde edebiliyordu. Böyle sağlam yetişmiş bir kumanda heyeti tarafından sevk ve idare edilen bir ordunun ne başarılar sağlayacağı kendiliğinden anlaşılır.

Türk savaş sistemi ile teşkilât arasında sıkı bir bağ vardır. Daha açık bir ifade ile Ordu teşkilâtı savaş sistemine göre ayarlanıyordu : Ordu tümenlerden sonra, sayıları 70 ile 200 arasında değişen müstakil savaş birliklerine ayrılıyordu. On’lu, Yüz’lü, Bln’li bir tasnifi bu devirde pek göremiyoruz.

Malazgirt Meydan Muharebesinde Alparslan, Türk savaş sistemini bütünü ile tatbik etmiştir.

Halbuki, Bizans İmparatoru,Türkler savaşa başlarken de, aynı hareketleri yapıyorlardı.

Daha savaştan önce ve savaş sırasında, Bizans ordusunda ki. Uz (Oğuz)ların, konuşmalarından ve kıyafetlerinden Türk olduklarını anladıkları Selçuklular tarafına geçmeleri de zaferin kazanılmasında, şüphesiz, rol oynamıştır.

Malazgirt Meydan Muharebesi gibi tarihin gidişini değiştiren bir meydan muharebesinin kazanılmasında rol oynayan daha başka birçok unsurlar vardır. Meselâ Alparslan’ın, başında bulunduğu imparatorluğu savunmak gibi meşru bir gaye peşinde koşmasına karşılık, Bizans İmparatoru’nun, bu anda, Anadolu’yu Selçuklu istilâsına karşı savunmanın ötesinde düpedüz Büyük Selçuklu İmparatorluğunu yıkmaktan ibaret olan tecavüzî bir gaye güttüğünü gözden uzak tutmamak gerekir : Vatan ve devleti savunanlar, vatan ve devlet yıkıcılarına karşı, er veya geç, daima üstünlük sağlarlar.

Unutmamak lâzım ki, Malazgirt Meydan Muharebesi’nin Alparslan tarafından kazanılmasında ordu yapısının da rolü vardır : Selçuklu ordusunun devletlerini ve dinlerini korumak idealini taşıyan -pek büyük bir çoğunlukla- Türkler’den meydana gelmesine karşılık, Bizans ordusu, muhtelif soydan ve dinden insanlar mozayiğı idi. Ayni dinden olan Rumlar ile Ermeniler bile birbirlerinin can düşmanları idiler.

Savaşın Türkler tarafından kazanılmasında Bizans tarafının yaptığı, siyasî, psikolojik, stratejik ve taktik hataları, veya doğrudan doğruya Bizans Devleti’ne karşı ihanetleri burada daha fazla sıralamak istemiyoruz.

Bize hâlen 70 milyon Türk’ün yaşadığı bir vatan ile tek Türk Devletini, Türkiye Cumhuriyeti’ni kazandıran; daha önce de, Anadolu Selçukluları Devleti gibi dünyanın en medenî devletinin; Osmanlı İmparatorluğu gibi dünyanın en büyük ve devamlı İmparatorluğunun kurulmasına zemin hazırlayan,bir meydan muharebesinin kazanılmasının basit bir iş olmadığı anlaşılmıştır sanırız.

Bununla beraber, yukarıdan beri verdiğimiz izahattan çıkan neticeleri önem sıralarına göre belirtmek faydalı olacaktır :
1-Malazgirt Meydan Muharebesi’nin zaferle neticelenmesinde baş rolü, -en basit neferinden başkumandanına kadar- insan unsuru oynamaktadır. Türk askeri, savaşan
bir insanda bulunması gereken bütün vasıflara sahiptir.
Böyle bir ordunun başında Alparslan gibi bir başkumandanın bulunması büyük bir şanstır :
Alparslan, hem Türk savaş sistemini en mükemmel şekilde tatbik etmek suretiyle sevk ve idarede gösterdiği kabiliyetle, hem de ordusunun moralini daha da yükseltmek için, hareket ve davranışları ile zaferin kazanılmasında baş rolü oynar.
2-Teşkilât ve Türk savaş sistemi de, görüldüğü gibi, savaşın kazanılmasında büyük rol oynar.
3-Savaşın kazanılmasında teçhizatın rolünü de inkâr etmemek gerekir. Standard silâhlar ve mükemmel savaş atları bulunmadıkça, sadece insan unsuru veya teşkilât ve savaş sistemi ile netice alınamaz : İnsan unsurunu savaş sistemini tatbik edebilmesi, büyük ölçüde teçhizat (silâh ve at) ile mümkündür. Türk silâhı ve atı ise Türk’ün üstünlüğünü sağlayan baş unsurlardır.
4- Bunlara savaş hileleri ve nâra atmalar, kös vurmalar ve borazan çalmalar gibi -düşman moralini sarsan- ârzî âmilleri ilâve edersek, tablo tamamlanmış olur.

Malazgirt Meydan Muharebesi’nin kazanılmasında hangi unsurların rol oynadıklarına dâir verdiğimiz izahatı tamamlamış olmak için şu suale de cevap vermemiz gerekmektedir.
Bu meydan muharebesi’nin kazanılmasında Türklük mü yoksa İslâmlık mı ağır basmıştır?

Bu sualin cevabı yazımız dikkatle okunduğu zaman kendiliğinden verilmiş olur : Başkumandan dâhil, orduyu teşkil eden insan unsurundan, teşkilât ve savaş sistemine, teçhizat (silâh, at)’a, ve nihayet arızî âmillere kadar hepsi Türk’tür.

Bu savaşta İslâmlıktan ziyade Türklük hâkimdir.

Nihâî netice olarak denebilir ki, Malazgirt Meydan Muharebesi gibi büyük bir muharebenin kazanılmasını bir tek unsurla izah etmek imkânsızdır. Bu meydan muharebesi, ancak, saydığımız muhtelif unsurların ahenkli bir şekilde kullanılması suretiyle kazanılmıştır. Bu büyük muharebede, Bizans’ın sayı üstünlüğünü bertaraf etmek için, bütün tedbirler alınmış ve imkânlar en iyi şekilde kullanılmıştır.

Bu savaştan Türklük galip çıkmıştır.

MALAZGİRTTE BİR MEŞALE YANAR

Tarih denilen o altın şeridi
Aralayıp bir gece,
Taa bin yetmiş birlere indim sessizce…
Ulu bir hakan gördüm, gecenin bu yarısında,
Dağ gibi, Malazgirt Ovası’nda..
O ulu Hakan! O, ünlü Selçuklu Sultânı
Dar görüyordu kendine cihanı…
Ve, Türk’e ikinci Anayurt Anadolu’dur diyordu
Köhne Bizans’a karşı bir arslan gibi kükrüyordu
Yine bir Ağustos sabahı
Bir başka esiyordu rüzgâr Malazgirt’te
Yine bir Ağustos sabahı
Duadaydı eller! Gözler zaferde!
Beyaz harmanisini giyip Alparslan,
Hücum emri bekleyen elli bin süvariyi, Beyleri, kumandanları selâmladı…
Karşıda ikiyüzbini aşkın Romen Diyojen’in ordusu,
Beride, kükreyen atlarıyla şahlanmış leventler…
Vurmak için düşmana, emir bekler…
Ve sonra başta Ulu Hakan,
Dualar edildi Allah’a Zafer için dualar…
Derken Başkumandan hücum emrini verdi,
Bir fırtına gibi düşman saflarına girildi.
Artık oklar atılıyor, kılıçlar sallanıyor,
Kıyasıya bir döğüş…
Bizans eziliyor. Sanki mahşeri andırıyor ova, sarsılıyor her yer,
Allah! Allah! nidalarıyla çınlıyor gökler.
Malazgirt Ovası toz – duman!
Kan, kan.
Yaman,
Diyojen’in hâli çok yaman.
Türk’e, düşman mı dayanır kardaş
Yine zaferle bitti savaş…
Binyetmişbirden bu yana
Birmeş’ale yanar Malazgirt’te,
Alparslan’ın elinde, Alparslanların elinde…

SESLI SOHBET GIRISI
Henüz Yorum Yazılmamış.
Yorum Yazın

* İsminiz

* Mail Adresiniz

Web Siteniz

*
Sizin bir script,virus ya da zararli bir yazilim olmadiginizi, asagidaki kodu dogru girerek yapacaginiz yorum ile anlamis olacagim. Guvenlik geregi yapilan bir uygulamadir. Girmeniz gereken kodun uzerine tiklayarak, kodlari sesli olarakda dinleyebilirsiniz. Bu resme tiklayarak harfleri sesli olarak dinleyebilirsiniz.
Guvenlik kodunu sesli dinle


Sesli Sohbet Girisi
Menü
 ŞEHİTLER ÖLMEZ
Katagoriler
Arşiv
Sayfalar