SESLI SOHBET GIRISI

IRAK TÜRKMENLERI BoZKuRTLaRSeSLi.NeT Seslichat Seslisohbet

BÖRTECINE
Tarih: Şubat 14th, 2013 at 4:31 pm

IRAK TÜRKMENLERI
Nüfus : 2.500.000
Bulunduklatı başlıca şehirler : Musul, Kerkük, Erbil, Süleymaniye
İlk göç: 11. -12.yüzyıllar

Bölgedeki Türk toplulukları : Irak TürkmenleriSiyasi ve idari konumları : Irak Türkmenleri genellikle Kuzey Irak bölgesinde yaşamaktadırlar .Bölge şu anda siyasi açıdan çok başlılık gösterdiğinden, Türkmenler bu duruma göre önlemlerini almışlar ve bir çok siyasi teşekkül oluşturarak milli varlıklarını güvence altına almaya çalışmışlardır .Ancak bütün bunlara rağmen Türkiye’nin her açıdan desteğine ihtiyaçları bulunmaktadır .

Kökleri Oğuz boylarına dayanan ve yaklaşık 1400 yıldan beri bölgede yaşayan Kuzey Irak Türkmenleri Osmanlılar zamanında, İran tehlikesine karşı tampon olarak görev yapmışlardır. Mondros Mütarekesinden sonra bölgenin önce İngilizler tarafından işgal edilmesi, sonradan Irak devletine bağlanması ile o günden bu zamana kadar Türkmenler büyük baskı ve zulme uğramış, sistemli bir şekilde asimile edilmeye çalışılmıştır. Türkiye’ye gönülden bağlı olarak, Atatürk ve Türkiye sevgisi taşıyan Türkmenlerle ilgilenmek ve ülkelerinde sosyal, kültürel ve siyasal haklarına kavuşmalarına yardımcı olmak, yıllar boyu ihmal edilmiş dahi olsalar, Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliği ve emniyeti açısından çok önemlidir.

1. IRAK TÜRKMENLERİNİN MENŞEİ VE IRAK’A GELMESİ

Irak Türkmenleri, kökü çok eskilere dayanan Oğuz boyuna mensuptur. Yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Bayat boyunun büyük çoğunluğu, Kuzey Irak bölgesinde yaşamaktadır. Dede Korkut ve ünlü şair Fuzulî de Bayat boyundandır.Oğuz Türklerinin Müslüman olduktan sonra, Türkmen olarak anılmaya başlandığı hususunda, hemen bütün tarihçiler görüş birliği içindedir. Milâttan önceki devirlerde Orta Asya’dan yapılan göçler sonucunda, Mezopotamya bölgesine çeşitli Türk gruplarının geldiği bilinmektedir (YILDIZ, 1971:38). Ancak Türklerin düzenli ve kalıcı olarak Irak’a gelmeleri, Sasanî Devleti’nin yıkılması neticesinde, Türklerin İslâm orduları ile karşı karşıya gelip İslâmiyetle tanışması sonucunda başlamıştır.

624 yılında Emevî Valilerinden Ubeydullah Bin Ziyad, Türk hakanları ile anlaşarak, iki bin civarında Türk askerini Irak’a getirdi (F. DEMİRCİ, 1991:7). Sonra Haccac Bin Yusuf, Vasıt şehrini kurarak, burada Türklere ayrı bir mahalle tahsis etti. Emevî ordusundaki Türklerin sayısı bu zamanda beş bin kişiye yükseldi. Böylece Türklerin Irak’a gelmesinin birinci dalgası Emevîlerle başlayarak, Abbasîler zamanında artarak devam etmiştir. Mert, cesur ve çok iyi savaşçı olan Türk askerlerinden memnun kalan Abbasî halifeleri, zamanla ordularının hemen tamamını Türklerden kurar oldular (KAFESOĞLU, 1992: 238).

Halife Mansur (754-775) Bağdat’ı kurdurunca, burada Türkler için ayrı bir garnizon inşa ettirdi. Halife Harun Reşid (786-809) daha da ileri giderek, muhafız birliğinin tamamını Türklerden oluşturmuştur. Halife Mu’tasım (833-842) ise Bağdat ile Musul arasında, sadece Türkler için olmak üzere 835 tarihinde Samarra şehrini kurdurmuş, hatta bu şehir bir ara Abbasî Devleti’nin başkenti olmuştur. Mu’tasım zamanında Türk sayısı 70.000 kişiyi bulmuştur.

Abbasî halifeleri, Türklerin Araplarla karışmasını önlemek üzere, ayrı ayrı yerleşim merkezleri kurmaları yanında, Türk askerlerini muhtelif Türk ülkelerinden getirtilen Türk kızları ile evlendirmişler ve bu kızlara devlet bütçesinden maaş vermişlerdi. Bu suretle oluşan ailelerle Irak Türklüğünün çekirdeği teşekkül etmiştir. Zamanla ordu komutanlığı ve Haciplik gibi çok önemli makamlar verilen Türkler; ülke yönetiminde söz sahibi olmuşlardır. Öyle ki, çoğu zaman Türkler istedikleri halifeyi başa geçirme gücüne ulaşmıştır.

Irak’a ikinci Türk göçü dalgası, Selçuklular devrinde Tuğrul Beyin 1055 yılında Bağdat’ı fethi ile başlamış, daha sonraki dönemlerde yapılan göçlerle de Irak’ın kuzey bölgeleri Türk vatanı hâline gelmiştir. Bu dönemden sonra bölge sırasıyla Zengiler, (Kurucusu olan Selçuklu Beylerinden İmadettin Zengi’nin adına izafeten Zengiler olarak adlandırılmış olup, Türk Devleti’dir.) Timurlular, Akkoyunlular ve Safevilerin elinde kalmış ve bölgeye Türk göçü devam etmiştir.

Üçüncü dönem Irak bölgesine yerleşen Türk boylarının desteklenme ve beslenme dönemi sayılmaktadır. Bu dönemde, daha büyük kitleler hâlinde Oğuz ülkesinden Irak’a gelen Türk aileleri iskân edilmiş, arazi verilmiş ve iş sahibi olmaları için her türlü tedbir alınmıştır. Türklerin Irak’a yerleşmesine yol açan en son hamle, 1534 tarihinde Kanunî Sultan Süleyman’ın Bağdat’ı fethidir (HÜRMÜZLÜ, 1984:28, KOÇSOY, 1991:127). Bu tarihten itibaren Osmanlı Devleti’ne bağlanan Kuzey Irak Türkmenleri IV. Murat’ın 1638 tarihindeki Bağdat seferi sırasında Araplarla, Kürtleri ayıran sınır üzerinde ve bu bölgede son bulan Osmanlı Devleti sınırını, İran’a karşı kontrol altında tutmak amacıyla yerleştirilmiştir (HÜRMÜZLÜ, 1984: 19).

Gerçekten Irak’taki yerleşim birimlerine bakıldığı zaman, Türkmenlerin meskûn olduğu yerler kuzeybatıdan, güneydoğuya doğru bir şerit oluşturmaktadır.Ayrıca Türkmenlerin de bizzat bu bölgeleri tercih ettiği bilinmektedir. Zira buradaki tabiat ve iklim şartları, Türkmen yaşayış şekline elverişlidir. Suyu nispeten bol, engebeli arazi yapısı, tarım ve hayvancılığa uygun toprakları ile Türkmenler için ideal yaşama yerleridir.

2. MİSAKIMİLLÎ VE KUZEY IRAK

Millî mücadelemizin amaç ve ilkeleri, önce Erzurum Kongresi’nde sonra ise Sivas Kongresi’nde belirlenmiştir. Kongre çalışmaları sonucunda yayımlanan bildirinin dış politika ile ilgili hükümleri “Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, onun muhtelif kısımları birbirinden ayrılamaz, yabancı müdahalesi karşısında Osmanlı Hükûmeti düşecek olursa, millet hep birlikte savunma ve direnmede bulunacaktır. Yabancılara siyasî egemenliğimizi ve sosyal dengeyi bozucu imtiyazlar verilmeyecektir. Manda ve himaye kabul edilmeyecektir.” (ATATÜRK; 1973-.65 v.d). şeklinde kabul ve ilân edilmiştir.

Mustafa Kemal ile yeni hükûmet arasındaki görüşmelerin olumlu sonuçlanması üzerine Hükûmet; İstanbul’da Meclisimebusanın toplanmasına karar vermiş ve bunun için seçimler ülkede yapılmıştır. Seçimler sonunda; Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu, Meclisimebusanda çoğunluğu sağlayarak ilk toplantısını 12 Ocak 1920 tarihinde yapmıştır. Düşman devletlerin tehdidi altında çalışan bu meclisin en önemli icraatı, 28 Ocak 1920 tarihinde yaptığı son toplantısında, millî kurtuluşumuzun temel ilkelerini Misakımillî adı altında kabul etmesidir. 6 maddeden oluşan Misakımillî ;

Madde 1. Osmanlı Devleti’nin, özellikle Arap çoğunluğunun yerleşmiş olduğu ve 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı sırada, düşman işgali altında kalan kesimlerin (o sırada Hatay ve Musul Türk egemenliği altında idi) geleceği, bu yörede yaşayan insanların serbestçe açıklayacakları oylarla belirlenmesi gerekir. Söz konusu mütarekenin çizgileri içinde din, soy ve amaç birliği bakımlarından birbirine bağlı olan, karşılıklı saygı ve özverili duygular besleyen, soy ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin şartlarına saygılı, Osmanlı İslâm çoğunluğunun yerleştiği kesimler, hiçbir nedenle birbirinden ayrılmayacak bir bütündür.

Madde 2. Kars, Ardahan ve Batum’un geleceğinin halk oylaması ile belirlenmesi.

Madde 3. Batı Trakya’da yaşayan insanlar için de aynı ilkenin geçerli olması.

Madde 4. İstanbul ile Marmara bölgesinin güvenliğinin sağlanması.

Madde 5. Karşılıklı olması hâlinde, azınlık haklarının kabulü.

Madde 6. Her türlü siyasî adlî ve malî ayrıcalıkların kaldırılması (SANDER, 1987:202)

kararlarını ihtiva etmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk bu hususu 1 MAYIS 1920 tarihli Meclis konuşmasında şöyle açıklıyor: “Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, milli hududumuz İskenderun’un güneyinden geçer ve doğuya doğru uzanarak, Musul’u, Süleymaniye’yi, Kerkük’ü, ihtiva eder. İşte milli hududumuz budur.”

Böylece Mustafa Kemal’in önderlik ettiği hareketin amaç ve ilkeleri, Osmanlı Devleti’nin yasama organı tarafından da teyit edilmiş oluyordu. Misakımillî’nin kabulünden sonra itilaf devletleri 16 Mart 1920 tarihinde İstanbul’u resmen işgal ettiler. Milliyetçi tanınan kimseleri tevkif ederek, Malta’ya sürgüne gönderdiler ve Meclisimebusanı kapattılar.

3. İNGİLİZ MANDASI DÖNEMİNDE TÜRKMENLER

Birinci Dünya Savaşı başından itibaren, stratejik ve ekonomik yönden büyük öneme sahip olan Kuzey Irak bölgesini ele geçirmeye çalışan İngiltere, 7 Mayıs 1918 tarihinde Kerkük’ü işgal etmiş, Mondros Mütarekesi’nin savaşın durdurulması yönündeki hükmüne ve bölgedeki Osmanlı 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Sabis Paşanın ikaz ve gayretine rağmen, ileri harekâta devam ederek, 8 Kasımda Musul’u da ele geçirmişti (HÜRMÜZLÜ,1984:30).

Irak, 1920 yılında yapılan San Remo Konferansı sonucunda İngiliz mandasına bırakılmış, 25 Ekim 1920 tarihinde kurulan ilk geçici hükûmette Türkmenler de görev almıştı. Bu hükûmette Sağlık ve Maarif Bakanı olarak görev alan Kerküklü İzzet Paşa, 29 Ocak 1921 tarihinden itibaren bir süre de Bayındırlık Bakanlığı yapmıştır.

24 Nisan 1920 tarihinde yapılan San Remo Konferansı ile Musul dahil Irak’ın manda idaresini alan İngiltere, Irak’taki çeşitli isyan ve karışıklıklara rağmen, duruma hâkim olmuştu. 1921 yılı Mart ayında Kahire’de İngiltere’nin Orta Doğu uzmanlarının katıldığı bir toplantıda, Irak’ta krallık idaresi kurulması yönündeki karara uygun olarak, 11 Kasım 1920′de, Irak’ta geçici bir hükûmet kurulmuştu (ÖKE, 1991:33). 1921 yılı Ağustos ayında yapılan, halk oylaması sonucunda halkın %96′sının “evet” oyu ile 11 Temmuz 1921 tarihinde Faysal, Irak Kralı ilân edilmiş olmasına rağmen, bu oylamada Kerkük Türkmenlerinin büyük çoğunluğu “hayır” oyu vermişti (N. DEMİRCİ; 1986:22).

Krallık seçiminde, Faysal için “hayır” oyu kullandıkları için İngilizlerin teşviki ile Kral Faysal ve Irak’ın Arap yönetimi Türkmenlere düşman oldu. Bu tarihten sonra hiçbir hükûmette Türkmenler yer alamamıştır.1922 yılına gelindiğinde İngiltere ile Türkiye’nin diplomatik usulleri bir tarafa bırakarak, Musul ve Kuzey Irak’ta hâkimiyet sağlamak üzere, askerî hazırlıklara giriştikleri görülmektedir.

Mustafa Kemal’in, 1 Şubat 1922 tarihinde Millî Müdafaa Vekâletine; “Faysal’ın Irak’ta hükûmet kurmak, İngilizlerin de Musul ilini siyasî manda altında bulundurmak isteği yapılan siyasî faaliyetlerden anlaşılmaktadır. Bu sebepten esasen Misakımillî sınırı içinde kalan Musul’un kurtarılması amacıyla, Revanduz Bölgesine bir kısım kuvvetler gönderilmesi” talimatı üzerine bu görev; Suriye ve Antep cephelerinde çok başarılı görevler yapmış olan, Kaymakam (Yarbay) Özdemir Beye (Şefik ÖZDEMİR) verildi.

Özdemir Bey; 1 binbaşı 6 üsteğmen, 6 teğmen, 6 asteğmen, 1 subay namzedi ve 1 hesap memuru ile aşiretler arasına girerek, onlardan topladığı milislerle 22 Haziranda Revanduz’a geldi. 31 Ağustosta bölgedeki aşiretlerin de desteğini temin ederek, Derbent Muharebesinde, 50 uçakla desteklenen 7.000 kişilik İngiliz birliğini bozguna uğrattı.18 Eylül 1922′de ise Şaklava ilçesine girerek Musul ile irtibatı sağladı (ÖKE.1991:99).

Özdemir Bey, 1919 yılında İngilizlere karşı mücadele etmiş olan, Şeyh Mahmut’la temas kurmuştu. Artık Musul ve çevresindeki aşiretlerin de İngilizlere karşı cesareti gelmiştir. Süleymaniye, Kerkük ve Musul ahalisi vergisini ödememeye başlamış, nümayişler yapılmış, İngiliz ve Arap güvenlik kuvvetleriyle çatışmalar, günlük hayatın normal bir parçası hâline gelmiştir.

Durumun kötüye gittiğini gören İngiltere, 10 Ekim 1922 tarihinde Irak devleti ile doğrudan ittifak anlaşması yaparak Irak’ın manda idaresini tam olarak eline aldı. Bir yandan Özdemir Beyin 15-20 kişilik çekirdek subay kadrosu ile aşiretleri yanına katarak, büyük başarılar kazanması, diğer yandan Türk ordusunun, 10 Kasım 1922′den itibaren Musul’u kurtarmak için Siirt, Diyarbakır, Mardin, Cizre bölgesine yığınak yapması üzerine, telaş ve korkuya kapılan İngiltere’nin imdadına, Lozan görüşmelerinde barış ihtimalinin belirmesi yetişti. Dünya devletleri nazarında, Lozan görüşmelerinde barışı bozan taraf olarak görünmek istemeyen Türkiye, gelişmeler üzerine harekâtı geçici bir süre için durdurmuştur.

Musul’da durumun gittikçe kötüleştiğini gören İngiltere Süleymaniye’den çekilmişti. Bu acil durum karşısında İngiliz Yüksek Komiseri, Şeyh Mahmut’u Bağdat’a çağırdı. Binbaşı Noel’in hazır bulunduğu toplantıda Yüksek Komiser Sır Percy Cox; Şeyh Mahmut’u para, silâh ve cephane ile kandırarak, askerî ve diplomatik yoldan halledemediği olayı Şeyh Mahmut’a ihale etti. Gelişmeler aşiretleri ikiye böldü. Bir kısmı, Türklerle birlikte İngilizlere karşı mücadeleye devam ederken, diğer kısmı ise İngilizlerin iyi niyetine sığınmayı, böylece mahallî muhtariyetler elde etmeyi düşünmeye başladı.

Son gelişmeler karşısında İngilizler rahat bir nefes aldı. 4 Kasımda Binbaşı Noel’in gayreti ile kendileriyle dost geçinen aşiret reislerini, Faysal’ın huzurunda toplayan Sır Percy Cox, bu defa Seyyid Taha’yı devreye soktu. Seyyid Taha; İngilizlerden bazı taleplerde bulundu ve istekleri yerine getirilirse, diğer bazı aşiretleri de yanına alarak, Özdemir Bey kuvvetlerini Revanduz’dan atabileceğini söyledi. Böylece İngilizler; Lozan görüşleri öncesi çatışmayı tırmandırmadan, aşiret reislerini kullanarak Kuzey Irak’a hâkim olmanın yolunu bulmuş oldu.

Bu arada 28 Eylül 1922′de Türk Genelkurmayı, İzmir’de aldığı kararla Musul’u kurtarmak için Siirt, Diyarbakır, Mardin, Cizre bölgesinde yığınak yapıp, orduyu takviye ederek, taarruz hazırlığı yapmaktaydı. Ancak 23 Aralık tarihinde, o sırada devam eden Lozan görüşmelerinin uzayacağının anlaşılması üzerine, yapılması plânlanan harekât ertelenmiştir (SOYSAL,1983:69,70. SONYEL,1971:294).

Lozan görüşmelerini aksatmamak için harekâta ara veren Türkiye’nin iyi niyetine karşılık, bölgeyi ne pahasına olursa olsun ele geçirmek isteyen İngiltere, bilinen oyununu tekrarlayarak, aşiretleri para veya asılsız siyasî ikbal vaadi ile kandırmıştır. Bu arada sadece 800 kişilik gönüllü kuvveti bulunan Özdemir Bey, üzerine geniş çaplı bir harekâta başlamıştır.

Musul’daki İngiliz ve Irak birlikleri 8 Nisan 1923 tarihinde, iki koldan Özdemir Bey kuvvetlerine saldırdı. Türkiye’den destek alamayan Özdemir Bey; Hakkari ile irtibatı kesilince, daha fazla kalamayacağını anlayarak, 23 Nisanda İran’a çekildi. İran makamları da müfrezenin silâhlarını alarak, Türkiye’ye geçmesine izin vermesi üzerine Özdemir Beyin salimen 10 Mayıs tarihinde Van’a ulaşmasıyla askerî harekât sona erdi.

Bundan sonra Irak’ta, İngiliz manda yönetimine uygun olarak bir anayasa hazırlanarak 21 Mart 1925′te uygulamaya konulmuş ve Milletler Cemiyetinin,1925 Aralık ayında aldığı “manda idaresinin 25 yıl uzatılması” kararını fırsat bilerek, 13 Ocak 1926 tarihinde Irak’la yaptığı ek bir anlaşma ile manda idaresini uzatmıştır.

Bu arada Lozan görüşmeleri sona ermiş ve 5 Nisan 1926′da Türkiye, Irak ve İngiltere arasında imzalanan bir sınır ve iyi komşuluk anlaşmasına göre Musul Irak’a terk edilmiş, fakat Kuzey Irak’ta yaşayan Türkmenler için herhangi bir hak elde edilememiştir.

1921 yılında hazırlanmış olan geçici Irak Anayasası Arapça, Türkçe, Kürtçe olarak basılmış ve Anayasada Irak halkının; Arap,Türkmen ve Kürtlerden oluştuğu belirtilmiştir. Yine anayasanın 14.maddesine göre Türkmenlerin ana dilleri ile öğretim yapmalarına müsaade edildiği belirtilmiş, aynı durum 1925 Irak Kraliyet Anayasası’nın 16. maddesinde, teyid edilmiş fakat hiçbir zaman uygulanmamıştır.Lozan görüşmeleri sırasında, Kuzey Irak’ta yaşayan halkın çeşitli vaatlerle kandırılan bir kısmı hariç, büyük çoğunluğu Kürt, Türkmen veya Arap olsun, tek vücut hâlinde Türkiye’ye kavuşma çabası içinde İngilizlerle mücadele etmiştir.

Irak’ta yaşayan Türkmenleri, kendi çıkarlarına engel olarak gören İngilizler, özel olarak Hristiyan Nasturi ve Ermenilerden teşkil edilen LEVE adı verilen özel hizmet birlikleri vasıtası ile, 3 Ağustos 1923 tarihinde Musul’da, 4 Mayıs 1924 tarihinde ise Kerkük’te başta gençler olmak üzere her yaştaki Türkmenlere baskı işkence ve katliam yapmak suretiyle yıldırma politikası uygulanmış (F.DEMİRCİ,1995:13, N.DEMİRCİ,1986:37), bu olaylara Kral Faysal hiçbir tepki gösteremediği gibi desteklemiştir.

Lozan görüşmelerinin çıkmaza girdiği 1924 yılı içerisinde milletler cemiyeti tarafından, bölgede inceleme yapmak üzere görevlendirilen komisyon, Kerkük’e geldiği zaman İngiliz askerî kışlasında ağırlanmak suretiyle etki altına alınmış, bölgenin nüfus yapısı hakkında araştırma yapılırken; görüşleri alınmak üzere, İngiliz kışlasına getirilen aşiret reislerinin tamamı, Türk olduklarını ve Türk bayrağı altında yaşamak istediklerini söylemelerine rağmen, netice değişmemiş ve komisyon, bölgenin İngiliz mandasında kalması gerektiğini bildirmiştir (YAKUBOĞLU,1976:18).

Irak’ta İngilizlerin ve mandası altında bulunan Irak Krallığı Hükûmetinin Türkmenlere uyguladığı sürgün ve hapis cezaları ile sosyal, kültürel ve ekonomik baskılar 1926 yılından itibaren daha da artmış, Türkiye’nin Lozan Antlaşması ile bölge üzerindeki hak iddiasından vazgeçmesi üzerine bölgede yaşayan Türkmenler, tamamen savunmasız kalmışlar ve önce İngilizlerin, sonra da Irak Krallığı’nın insafına terk edilmiştir.

Bu arada İngiltere; Irak Türkmenlerini baskı, zulüm ve asimilasyon politikaları ile zaman içinde eritme politikası uygularken, Kürtleri ise teşkilâtlandırarak, Türkmenler ile Araplara karşı kullanmaya başladı. Böylece Türkiye’nin huzur ve güvenliğini bozarak, petrol bölgelerindeki egemenliğini sürdürme hesapları yapmıştır.

Bu gelişmeler yanında, 1933 yılında son şeklini alan Irak Anayasası’nın 17. maddesinde; kanunla istisna edilen hususlar haricinde, Irak’ın resmî dilinin Arapça olduğu belirtilmiş, istisna teşkil eden hususlar ise 1931 yılında yayınlanan, 71 numaralı “Yerli Diller” kanunu ile tespit edilmiştir. Buna göre; başta Kerkük, Erbil, Musul olmak üzere, bütün Türkmen bölgelerinde muhakemenin Türkçe olarak yapılması, Türkmen öğrencilerin çoğunlukta olduğu bütün ilkokullarda, öğretimin tamamen Türkçe yapılması gerekmektedir (ATEŞ,1963:45). Yürürlükteki kanunlara rağmen Türkmenlere bu haklardan istifade etme hakkı tanınmadığı gibi her türlü baskı ve zulüm uygulanmıştır.

4. IRAK KRALLIĞI DÖNEMİNDE TÜRKMENLER

1932′de Irak krallığı İngiliz mandasından kurtulmuş fakat İngiliz nüfuzu devam etmiştir. Bu zamana kadar Irak’ı idare eden Kral Faysal ve 1933 yılında ölümünden sonra, kral olan Gazi ile Başbakan Nuri Said, İngiliz menfaatlerine hizmet etmişler, Irak Türkmenlerine âdeta kan kusturmuşlardır. Irak devleti bu dönemde kademeli olarak asimilasyon politikası uygulamış, devlet kademelerinde memurluk yapan Türkmenler, kendi bölgesi dışına tayin edilerek, Türkmen nüfus çoğunluğunun eritilmesine çalışılmış, bu uygulamaya karşı çıkanlar ise en ağır bir şekilde cezalandırılmıştır.

Nuri Said’in Başbakanlık yaptığı dönemlerin hepsinde Türkmenler, yüksek dereceli memurluğa getirilmediği gibi, küçük dereceli memurlar da baskıya maruz kalmışlardır. Türkmen nüfusun yaşadığı bölgelere Kürt idareciler tayin edilmiş, petrol şirketlerine de Ermeni, Nasturi ve Kürtler yerleştirilirken, Türkmenler işçi olarak bile alınmamıştır. Devamlı olarak Kürtçülük ideolojisi işlenmiş, Türk düşmanlığı aşılanan bu gibi kişiler, Türkmenlerin başına yönetici tayin edilmiştir.

Bütün baskılara rağmen Türkmenlerden, Türklük şuuru ve Türkiye sevgisi yok edilememiştir. 1937 Temmuz ayında Sadabat Paktının imzası sırasında, Kerkük’ü ziyaret eden Celal Bayar ile Tevfik Rüştü (Aras) Beylerin de bulunduğu Türk heyetine, halk coşkun sevgi gösterisinde bulunmuş, dükkânlar kapanmış ve halk sabahlara kadar Türk heyetinin bulunduğu yerden ayrılmamıştır. O gece birçok Türkmen tutuklanmış, işkence görmüş veya sürgüne gönderilmiştir.

Türk heyeti ile birlikte Kerkük’e gelen Nuri Said, dönüşünde hükûmete verdiği raporda; geçmişte Abbasîlerin Türk nüfuzuna girdiği gibi Türkmenlerin de Irak’ı ele geçirebileceğini, bu yüzden daima göz altında tutulmalarının gerekli olduğunu belirtmiştir (YAKUBOĞLU,1976:20). Bu tarihten sonra Türkiye’den gelen, hiçbir Türk heyeti veya basın mensubu Kerkük’e sokulmamıştır.

İkinci Dünya Savaşı dönemini nisbeten sakin atlatan Türkmenlere, 1946 yılında görünürde hiçbir sebep yok iken Gavurbağı mevkiinde polis tarafından açılan yaylım ateşi sonucunda birçok Kerküklü Türkmen katledilmiştir. 24 Şubat 1955 tarihinde imzalanan Bağdat Paktı zamanında Türkiye, Irak’a her türlü dostluk ve yardımda bulunmuş olmasına rağmen Irak, Türkmenlere uyguladığı politikada hiçbir değişiklik yapmamış, bu anlaşmaya da Türkmenlerle ilgili hiçbir madde konulmamış olması o dönemlerdeki Türk dış politikasının durumunu yansıtması bakımından önemlidir.

İki ülke arasında imzalanan Pakta rağmen, Irak Hükûmetinin İçişleri Bakanı olan Said Bazzaz; kendisi gibi Kürt ve Kürtçü olan, Reşit Necib adındaki Türk düşmanını Kerkük’e vali olarak tayin etmiştir. Necib’in ilk icraatı ise Kerkük’ün Türkmen asıllı Belediye Başkanını değiştirerek, yerine Fazıl Talabani’yi tayin etmek olmuştur. Kürt Vali ve Belediye Başkanı Kerkük’te Türkmenlere ait tarihî eserleri yıktırdı. Türkmen memur ve öğretmenleri sürgüne göndererek, yerine Kürtleri tayin ettiler. Yıllardır uğraşarak Kürtleştiremedikleri Kerkük’ün etrafına gecekondular yaptırarak, işi gücü olmayan Kürtleri buralara yerleştirdiler ve Kerkük’ü Kürtleştirmeye çalıştılar. Bu konuda Rusya’nın bölgeye yerleşmesini istemeyen ABD’nin de payı büyük olmuştur.

5. IRAK CUMHURİYETİ DÖNEMİNDE TÜRKMENLER

Irak’ta, 14 Temmuz 1958 tarihinde yapılan ihtilâlle, Nuri Said ve krallık hanedanı öldürüldü. Ülkede cumhuriyet ilân edilerek Albay Abdülkerim Kasım yönetimi ele geçirdi. Yeni yönetimin ikinci adamı olan Abdüsselâm Arif’in cumhuriyetin ilânı ile ilgili olarak radyodan; “Irak’ın üç esas etnik gruptan meydana geldiği ve Türkmenlerin de bunlardan biri” olduğunu açıklaması, Türkmenleri arasında büyük memnunluk yaratmıştı. Ancak, diktatör olmak isteyen Kasım; Abdüsselâm Arif ile arkadaşlarını tasfiye ederek, Kürtler ve komünistlerle iş birliği yaparak, Rusya’da bulunan Molla Mustafa Barzani ile Kürtlere af çıkarmıştır.

Irak kabinesini komünist ve Kürtçülerden oluşturan Kasım, Moskova’dan geri dönen Mustafa Barzani’yi törenle karşılattırarak, hükûmetin ikinci adamı hâline getirdi. Barzani’nin gelmesi Kürtler arasında sevinç ve taşkınlıklara sebep olmuş, Türkmenlere karşı kin ve nefret duyguları uyandırmıştır.

Barzani; Albay Kasım ile Kürtlere muhtariyet verilmesi konusunu görüştükten sonra Türkmen bölgelerine ve özellikle Kerkük şehrine yaptığı gezilerde halkı tahrik edici konuşmalarla toplumlar arasında gerginlik çıkarmaya başladı. Bu sırada Barzani’nin tahrik etmesi sonucunda Kerkük’te bir Türk-Kürt çatışması meydana geldi. Çatışmalarda birçok Türkmen’in yanında Türkmenlerin büyüğü olan Kerkük inzibat amiri Hidayet Bey Aslan da hunharca şehit edildi.

1959 yılı Mart ayı ortalarında Devlet Başkanı Abdülkerim Kasım’ın tasvibi ve meclisin kararı ile komünistler Musul’da bir miting düzenlemek istediler. Ancak Musul Garnizon Komutanı Abdülvahab Şevvaf bu komünist grubu şehre sokmayınca, çatışma çıktı. Çatışmalarda grup lideri Suriyeli Kâmil El Kazancı öldürüldü. Garnizon Komutanı Yarbay Şevvaf kolundan yaralandı. Olaylar kısa sürede Kasım’a iletildi ve onun emriyle Garnizon Komutanı Yarbay Şevvaf, tedavi için gittiği askerî hastahanede bir Kürt sıhhiye eri tarafından öldürüldü. Komünistler ve Kürtler Musul’da ihtiyar, kadın, çocuk demeden yüzlerce kişiyi öldürdü hatta Türkmenlere olan kinleri nedeniyle bazı evlerdeki Kur’anıkerim’i dahi çiğnediler (F.DEMİRCİ,1991:20). Katliam dört gün sürdü.

Daha sonra, Kerkük halkının Musul direnişine yardım ettiği gerekçesi ile Kerkük’e saldırı hazırlığına giriştiler. Bu arada Kerkük’teki İkinci Ordu Komutanı ve Türk dostu olan Nazım TABAKÇALI Paşa, Musul ayaklanmasını desteklediği gerekçesi ile kurşuna dizildi. Yerine de Türk düşmanı olan Davut El Cenabı atandı. Kerkük Belediye Başkanlığına ise Maruf Barzaci adındaki bir Kürt getirildi. Aynı günlerde olaylardan habersiz bir şekilde darbenin yıl dönümünü kutlamaya hazırlanan Kerkük Türkmenlerine karşı hazırlıklar böylece tamamlanmış oluyordu. Önce, gazete ve radyolar Türkmenler aleyhinde yayınlar yaparak halk Türkmenlere karşı tahrik edildi. Arkasından Türkmen ileri gelenlerden birkaç bin kişi hiç sebep yokken tutuklandı (F.DEMİRCİ,1991:21. YAKUBOĞLU,1976:35, N.DEMİRCİ,1986:79-81). 14 Temmuz 1959 akşamı Kerkük’te kahvehanesi ile meşhur olan Osman Hıdır’ın ayaklarına ip bağlandı ve caddelerde sürüklenerek feci şekilde öldürüldü.

Olaylar birbirini takip ederek, silâhlı kişiler Kerkük’ün Türkmen halkına karşı katliama başladı. Şehre giriş ve çıkışlar yasaklandı. Olayları duyup yardıma koşmaya çalışan çevre köylerdeki Türkmenlerin hiçbiri şehre alınmadı. Üç gün boyunca ifadeleri alınmak bahanesi ile evlerinden alınan Türkmenler, sokaklarda vahşice öldürüldü. Türk şehitlerinin cansız vücudu elektrik direklerine asıldı. İhsan ve Ata Hayrullah, Hacı Necim, Adil Hamit, Seyit Gani ile Emel, Nihat ve Cihat kardeşler gibi yüzlerce Türk katledildi. Bazıları ise diri diri toprağa gömüldü. Cesetlere bile işkence yapıldı. Katliam dört gün sürdü.

Olaylar karşısında dünyanın hiçbir yerinden tepki gösterilmedi. Dünya kamuoyu, sessizliği ile bu katliamı âdeta onaylamıştır. Katliamı yapanlar daha sonra yakalanmış, suçları mahkemelerce sabit görülerek idam cezasına mahkûm edildikleri hâlde büyük bir kısmı serbest bırakılmış veya cezaları infaz edilmemiştir (F.DEMİRCİ,1991:24).

Katliam sonrasında Kürtler cüretlerini daha da artırarak Kerkük dahil, Musul vilâyetinin bir kısmını kapsayan bölgede Kürt Devleti kurulması isteklerini tekrarladılar. Irak yönetimi reddedince ilişkiler gerginleşmeye başladı.

Öte yandan Irak yönetiminin yabancı petrol şirketlerinin faaliyetlerini kısıtlama girişimleri ve Irak’ın Kuveyt’i tehdit etmesi, Kasım yönetimine karşı dış tepkileri artırdı. Ayrıca Musul ve Kerkük katliamı, Abdulkerim Kasım ile yandaşlarını zor durumlara düşürmüştü. Kürtler yaptıklarının karşılığında Kürt Devleti kurulması iznini alamayınca Bağdat’ı terk ederek, dağa çekildiler ve Irak kuvvetleri ile çarpışmaya başladılar.

Diktatör olma hevesiyle komünistleri hükûmetten temizleyen, Kürtlerle ipleri koparan, 1961 yılından itibaren Kuveyt’ten toprak isteyen Kasım’ın; Mısır, Lübnan, Ürdün ve ABD ile ilişkileri gerginleşti. Ülkedeki durumu iyi görmeyen, Baas partili bir grup subay, 1963 yılı Şubatında yönetimi devirerek, General Kasım ile arkadaşlarını öldürdüler. Böylece Irak’ta yapılan askerî darbelere biri daha eklendi.

6. ABDÜSSELÂM ARİF DÖNEMİNDE TÜRKMENLER (1963-1966)

General Kasım’ı öldürerek ülkede iş başına gelen Baas Partisi mensupları, zindandan çıkarılan Abdüsselâm Arif’i Cumhurbaşkanlığına, Albay Ahmet Hasan El Bekr’i de Başbakanlığa getirdiler. Yeni yönetim ilk iş olarak bozulan dış ilişkileri düzeltmeye başladı. Ülkede kömünist örgütlerle örgüt mensubu komünistlere ağır darbeler indirildi. Bu arada yönetim içinde çıkan anlaşmazlıkları değerlendiren Abdüsselâm Arif, 18 Ekim 1963 tarihinde yeni bir ihtilâl yaparak Baas hükûmetini yıktı ve ülkenin yönetimini eline geçirdi.

Abdüsselâm Arif zamanında, özellikle Türkmenler serbest bırakılarak, Irak Türkmen Ocağının kurulmasına izin verildi. Ocak idare heyeti ve Türkmen ileri gelenleri de Abdüsselâm Arif’i ziyaret ederek, kendilerine yapılan haksızlık ve zulümleri dile getirdiler. Bu ziyaret olumlu sonuç vermiş ve 1959 yılındaki katliamı yapıp da suçu sabit görülenlerden yakalananlar idam edildi.

Irak Türkmenleri, bu devirde az da olsa, yönetimden ilgi ve destek görmüş, 1966 yılına kadar rahat ve huzurlu yaşamışlardır. Bu tarihte Basra’dan Bağdat’a giderken, helikopter kazasında ölen, Abdüsselâm Arif’in yerine kardeşi Abdurrahman Arif seçildi. Onun zamanında da Türkmen toplumu huzur içinde yaşadı. Nitekim bu devirde, krallık dönemi başlarından beri ilk defa bir Türkmen, vekâleten de olsa bakanlığa getirildi. Irak Ekonomi ve Ticaret Bakanlığına, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi mezunu olan Dr. Nizamettin Arif atandı. Yine bu devirde Türk kültürünün korunması için çalışmalar yapıldı. Türkiye ile Irak Türkmenleri arasında ziyaretlere başlanıldı. Türkmenler bu dönemde ilk defa vatandaşlık haklarından yararlanma ve rahat yaşama imkânı bulmuştur.

7. BAAS PARTİSİ DÖNEMİNDE TÜRKMENLER

Abdüsselâm Arif yönetiminin sağladığı özgür hayatı iyi değerlendirerek gizlice teşkilâtlanan Baas partisi, 17 Temmuz 1968 tarihinde darbe yaparak iktidarı ele geçirdi ve içlerinde eski Ticaret ve Sanayi Bakanı Nizamettin Arif’in de bulunduğu 51 kişi idam edildi. Baas yönetimi, partiye ilk dönemlerde nefes aldırmak için 24 Ocak 1970’te, Türkmenlere kendi dilinde eğitim ve öğretim yapma, kültürel faaliyetlerde bulunma, basın yayın serbestliği gibi haklar tanıdı. Ancak üzerinden bir yıl geçmeden çeşitli baskı usulleri ile Irak Türkmenlerine yönelik olarak yok etme ve eritme politikası başlatıldı.

Basın yayın organlarına sansür konuldu. Bunların başına Arap yöneticiler getirildi. Türkmen, çiftçi esnaf ve iş adamlarına verilen krediler kesildi. Türkmenlerin yaşadığı bölgelere Arap muhtarlar getirilerek, istihbarat çalışmaları yoğunlaştırıldı. Türkmen bölgelerine Arap göçü teşvik edilerek, Türkmenler Arap bölgelerine nakledilmeye başlandı. Yer adları değiştirilerek Türkçe konuşma yasağı getirildi. Konulan yasaklara uymayanlar öldürüldü veya hapse atılarak, işkence yapıldı.

Türkmenlere yapılan baskılar, 23 Temmuz 1979′da Baas Partisi ve Devrim Komuta Konseyi Başkanlığına getirilen Saddam Hüseyin zamanında da artarak devam etti. Bu dönemde Türkmenlerin önde gelen isimleri, aydınlar ve halk tarafından sevilen, sayılan yüzlerce Türkmen, mahkemeye dahi çıkarılmadan idam edildi. Bu olaylar 25 Kasım 1986 tarihinde çıkan İngiliz “The Guardian” gazetesinin manşetinde “Görülmemiş Kıyım” başlığı ile yer almıştır (ATALAR,1976:48).

1980 yılında başlayan ve dokuz yıl süren, İran-Irak savaşı döneminde binlerce Türk genci savaşın ön saflarına sürülerek, bir hiç uğruna telef olmuş, İran yanlısı diye yüzlerce Şiî Türkmen köyü yerle bir edilmiş pek çok aile ise yerini yurdunu bırakarak, Irak’ın başka bölgelerine veya komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı. Bu ülkeler arasında İran ve Türkiye başta gelmektedir. Ancak Avrupa ülkelerine gidenler de mevcuttur.

8. IRAK’TA TÜRKMENLERİN YAŞADIĞI YERLER

Türkmenlerin Irak’ta bulundukları yerler, ilginç bir özelliğe sahiptir. Ana hatları ile kuzeybatıdan güneydoğuya doğru uzanan ince uzun bir şeridi andırır. Türkmen bölgesinin bir yanı Kürt, diğer yanı ise Araplarla meskûndur. Bu şerit Osmanlı Devleti ile İran arasındaki sınırın aşağı yukarı tam üstüne düşmekte ve âdeta bir tampon bölge durumundadır.

Türkmen bölgeleri Musul şehrinin batısındaki Telafer şehrinden başlar, Dicle’nin doğusunda bulunan Yunus Peygamber (Karakoyunlular), Erbil, Altınköprü, Tazehurmatu, Kifri, Karatepe kasabası ile Hamrin dağlarını güneye bırakarak, Bedre ve Şehraban’da sona erer. Ancak daha güneyde azınlıkta olmak üzere Kerbela, Necef ve Kûfe’de de Türkmenler yaşamaktadır.

Türkmenlerin yaşadığı bu saha; yeşil tepeler, zengin meralar yanında, sebze ve meyve bahçeleriyle dolu olup tipik Güney Anadolu bölgesi şeklindedir. Dicle ile kolları olan Büyük Zap, Küçük Zap, Ethem, Dakuk ve Diyala ırmakları bölgeyi sulamaktadır.

İçerisinde önemli miktarda Türkmen nüfusu barındıran belli başlı şehirler şunlardır:

a. Musul: Dicle nehrinin ortasından geçtiği bu vilâyet nüfusunun %50′si Türkmendir. Başlıca yerleşim yerleri Telafer, İmadiye, Karakoyunlu, Yunus Peygamber, Neyneva, Reşadiye, Selâmiye ve Muhallebiye’dir.

b. Erbil: Çok eski bir Türkmen yerleşim birimidir. Irak hükûmetlerinin asimilasyon politikası sonucunda, bugün Kürt aşiretlerinin başkent olarak tanıtmak istediği şehirdir. Erbil’in Türkmenler ile meskûn yerleri; Köysancak, Mahmur, Revanduz ve Kuştepe’dir.

c. Kerkük: Her şeyi ile Irak Türklüğüne sembol olan Kerkük, bugün yok olmak ve Türklüğünü kaybetmek üzeredir. Başlıca ilçeleri; Altın Köprü, Taze Hurmatu, Tisin ve Tavuk’tur. Kerkük, sadece Irak’ın değil, dünyanın belli başlı petrol üretim merkezlerinden biridir.

d. Selâhaddin (Tikrit): Eski bir Türkmen yerleşim merkezi olup, Baas rejiminin bölgesidir. Irak lideri Saddam Hüseyin’in doğum yeridir. Tuzhurmatu, Kifri ilçeleri, Türkmenlerin çoğunlukta olduğu yerlerdir. Ayrıca Bayat boyuna mensup Türkmenler de Selâhaddin şehri sınırlarında yaşamaktadır.

e. Diyala (Bakuba): Türkmen bölgesinin son durağıdır. Buradan sonra yeşillikler kaybolur ve çöl başlar. Karaban, Mendeli, Hanekin, Kızlarabad başlıca ilçeleridir (F.DEMİRCİ,1991:353, YAKUBOĞLU,1976:55-63. , ESİN;1962-48-49, F.DEMİRCİ,1991:61,73).

9. TÜRKMENLERİN NÜFUSU

Birinci Dünya Savaşından bugüne kadar, Irak’ta yaşayan Türkmenlerin nüfusu hakkında, kesin bir rakam vermek mümkün olmamıştır. Zira gelmiş geçmiş bütün Irak hükûmetleri, kesin Türkmen sayısını açıklamaktan kaçınmışlardır. Hatta ellerinden gelse hiç Türkmen yok diyeceklerdir. Bu yüzden verilen resmî rakamlar, gerçeği yansıtmaktan çok uzaktır. Tahmin edilmesi bile oldukça zordur.

Buna rağmen kesin olmayan bilgilere göre, 1947 yılı içerisinde yapılan nüfus sayımına göre, Irak’ın nüfusu 4.800.000 olarak, tespit edilmiştir. Bundan on yıl sonra yapılan sayımda ise, azınlıklar üzerinde büyük oyunlar oynanmasına rağmen, Irak’ın nüfusu 6.300.000 olmuştur. Bu nüfus içerisinde Türkmenlerin sayısının 500.000′den fazla olduğu açıklanmıştır. 1959 yılındaki tahmini sonuca göre ise Irak Türkmenlerinin iki yıl içinde %13.4 artış oranı ile 567.000 olarak tespit edilmiştir (F.DEMİRCİ,1995:5).

1965′te Irak Plânlama Başkanlığı Sayım Müdürlüğünün bildirdiği ve resmî olmayan tahmini rakamlara göre 780.000 Türkmen vardır. Irak nüfusu hakkında, 1970 yılında bir Amerikan gazetesi, yalnız Kerkük vilâyetinde yaşayan Türkmenlerin sayısının 200.000 olduğunu, bu vilâyetin etrafındaki Türkmenlerin de buradan az olamayacağını belirtmektedir.

İngiliz Inquiry dergisine göre ise (Şubat 1987) Irak’ta 1.500.000′den fazla nüfusu ile Türkmenler, önemli bir potansiyele sahiptir. Nefi Demirci ise “Matematiksel olarak yapılan, tahmini hesaplara göre, Irak’ta 2.000.000 Türk vardır.” diye yazmaktadır. Ayrıca Bağdat’ın güneyinde Arapların çoğunlukta bulunduğu yerlerde de Şiî mezhebine bağlı ve İran Azerbaycan’ından gelmiş olan Türkmenler yaşamaktadır.

Sonuç olarak; Irak’ta, düzenli bir nüfus sayımının yapılamamış olması, yapılan sayımların da baskı altında ve azınlıkların nüfusunu saklama gayreti ile yapılmış olması, Türkmenlerin tam sayısını bilmemizi engelliyorsa da bu gün Irak’ta, 2-2,5 milyon civarında Türkmen’in yaşadığını söylemek abartılı olmaz.

10. TÜRKMENLERİN SOSYAL VE KÜLTÜREL DURUMU

Irak Türkmenleri coğrafî şartlara uygun olarak çölde yaşayan bedevî Araplarla, dağlık alanda yaşayan Kürtlerden farklı olarak, ziraat ve hayvancılık, ticaret ve sanat ile uğraşırlar. (KOÇSOY,1991:133) Kültür düzeyleri çok yüksek millî kültür ve geleneklerine son derece bağlı olup, her türlü baskıya rağmen millî benliklerini korumuşlardır. Dilleri, dilimizin Azerî Türkçesi (Doğu Oğuzcası) sahasına girmektedir.

Arap ve Kürt aşiretlerinde görülen feodal sisteme Türkmen bölgelerinde rastlanmaz. Irak’taki Türkmen şehir ve kasabalarında bir memleketin temel taşı sayılan, orta tabakanın mevcudiyeti bariz bir şekilde göze çarpmaktadır. Bunlar memur, esnaf, küçük sanat erbabı ve çiftçidir. Son yıllarda, gençler arasında yüksek öğrenime, büyük rağbet görülmektedir. Irak dışında; Türkiye, Amerika ve çeşitli Avrupa ülkesinde okuyan birçok Türkmen vardır.

Iraklı Türkmenler, Türklüğü ile iftihar eder. Aynı zamanda zengin folklorları vardır. Tamamına yakını Müslüman olup, bunların %80′i Sünnîdir. Şiî olanları Telafer, Kerkük’ün bazı köyleri ile Tuz Hurmatu ve Hanakin civarlarında yaşar. Mezhep ayrılığını bilmezler. Misafirperverlik ve komşuluk bağları kuvvetlidir. Çalışkandırlar. Dilenmek çok ayıp kabul edilir.

Genelde tek eşli evlilik hâkimdir. Töreleri Anadolu’nun aynısıdır ve eskiden beri gelen kültürel değerleri yaşamaktadırlar (YAKUBOĞLU,1976:67). Irak’ta başlıca istikrar unsuru olan soydaşlarımız, ülkelerinde bütünlüğün âdeta garantisidir.

Türkmenler 70 yıl boyunca devamlı olarak başa geçen her iktidar döneminde ezilmiş, takip altında bulundurulmuş ve devamlı olarak Araplarla Kürtler arasında iki ateş arasında kalmıştır. Buna ilâve olarak, Türkiye’ye gereğinden fazla güvenmeleri sebebi ile kendilerini kurtaracak siyasî veya askerî anlamda bir teşkilâtlanmaya da gidememişlerdir. Mevcut olanlarının da Irak üzerinde pek fazla bir siyasî etkisi bulunmamaktadır.

11. IRAK TÜRKMENLERİNİN BUGÜNKÜ DURUMU

Irak devleti kuruluşundan bugüne kadar, Türkmenlere Araplaştırma siyaseti uygulamaktadır. Türkmenlerin yaşadığı 16 şehir ve kasaba ile binlerce köyde, Türkçe eğitim yapan tek okul yoktur. Türkçe eğitim yasaklanmıştır. Eski Kraliyet Anayasası’nın 14. Maddesi; Türkmenlerin ana dili ile öğretim yapmalarına izin verdiği ve Türkleri azınlık olarak kabul ettiği halde, hiçbir zaman uygulanmamıştır. Buna rağmen Türklerin okuma yazma oranı % 90′dır. Çocuklar okullara kız-erkek ayırımı yapılmadan gönderilir.

Irak yönetiminin, çocukları Arapça öğretime zorlamasının amacı Türkmenleri asimile etmektir. Liseyi bitiren bir çocuğun üniversiteye gidebilmesi, Baas partisine üye olmasına bağlıdır. Üniversiteyi bitiren veya memur olanların tayinleri, Türkmenlerin yaşadığı yerlere uzak olan Arap bölgelerine yapılır. Eşi de memur olanlar ayrı ayrı yerlere tayin edilerek, istifa etmesi veya ailenin parçalanması hedeflenir. Askerî okullara Türk çocuğunun girmesi çok zordur. Ancak yönetime güven telkin edenler girebilir.

Arapların, Türkmen bölgelerine yerleşmeleri teşvik edilmekte ve devlet tarafından yardım yapılmaktadır. Arap kızı ile evlenmek isteyen bir Türkmen genci, yönetimden izin almak zorundadır. Türkmenlerden kız almak isteyen Araplara ise yardım yapılmaktadır.

Türkmenlerin yaşadıkları bölgeler, iklim bakımından güney Anadolu özelliği taşır. Hurma ağaçlarının başladığı yer, Arap hududunu teşkil eder. Türkmenler su boylarında, şehir ve yaylalarda yaşar. Köydekiler çiftçilik ve hayvancılıkla, şehirdekiler ise ticaret ve sanatla uğraşır.

Türkmenler, Irak’ın en zeki, çalışkan, kültürlü ve medenî unsurunu teşkil eder. Oturdukları şehirlerin her tarafında kendi aralarında Türkçe konuşulur. Şiveleri Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmen topluluğundan kalan Urfa, Erzurum, Tebriz ve Azerî lehçesi gibidir.

Türkiye’yi ana vatan olarak kabul ederler ve ana vatana çok bağlıdırlar. Misakımillî sınırlarımız içinde kalan bölge, Lozan Antlaşması ile Irak’a terk edildiğinden beri, Türkmenlerin Türkiye’ye karşı muhabbeti eksilmemiştir. Evleri başta Atatürk olmak üzere, Türk büyüklerinin resmi ile dolu olmasına rağmen, ne yazık ki, Türkiye bu soydaşlarımızla yeterince ilgilenememiştir. 1925 yılındaki Türk-Irak Antlaşmasında olduğu gibi, 1937 Sadabat Paktı, 1946 Türk-Irak Dostluk Antlaşması,1955 Bağdat Paktında da Irak Türkmenleri ile ilgili hiçbir husus yer almamıştır.

12. SONUÇ

Bugün Kuzey Irak’ın içinde bulunduğu otorite boşluğu Türkiye’de de istikrarsızlığa sebep olmaktadır. Bu belirsizliğin getirmiş olduğu endişe ise, özellikle ülke bütünlüğü ve milletin birliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bölücü örgütlerin, Körfez Savaşından sonra bu otorite boşluğundan yararlanarak bölgeye daha fazla yerleşme imkânı bularak terörist eylemler için kullanmaları, Türkiye açısından endişe kaynağı olmaktadır. Bölgedeki otorite boşluğunu doldurmaya ve bunu uluslar arası ortamda kabul ettirmeye çalışan Kuzey Irak’taki Kürt liderler “denetimimiz altında” deseler de, bu gruplar ve bölgedeki ayrılıkçı güçlerin ülkemiz için potansiyel bir tehdit olduğu açıktır.

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra ana vatandan ve Anadolu Türklüğünden ayrılmak zorunda kalan Irak Türkmenleri, yaklaşık 80 yıldan beri, Irak yönetimi altında gelmiş geçmiş bütün iktidarların baskı ve zulmü altında yaşayarak asimile edilmeye çalışılmış olmasına rağmen Türklüklerini kaybetmemiş; Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti ile Anadolu Türklüğüne karşı sevgi ve bağlılıkları hiç eksilmemiştir.

Türkmenlerin bunca baskı ve katliama rağmen hiçbir zaman Irak yönetimine isyan etmek bir yana büyük bir sabırla tepki bile göstermemiş olmalarına rağmen Irak’ın bu tutumu, Türkmenlerin Türkiye sınırına yakın bölgelerde yaşamaları nedeniyle bir gün Türkiye’nin bölgeye sahip olacağı korkusuna dayanmaktadır. Ancak ne yazık ki Misakımillî sınırları içinde olmasına rağmen Atatürk’ten sonra, son dönemlere kadar hiçbir Türk iktidarının Kuzey Irak ve Türkmenlerle ilgili bir politikası olmamış ve bölgede yaşayan Türkmenler Irak Hükûmeti ile Kürt grupların insafına terk edilmiştir.

Son dönemlerde ülkemizde meydana gelen bölücülük hareketlerine karşı Irak’ta sosyal, kültürel ve siyasal haklarına kavuşmuş ve diğer etnik gruplar gibi eşit haklara sahip olan Türkmenler Türkiye’nin emniyet sübabı olacaktır. Bu nedenle hükûmetler arası görüşmelerle; Türkmenlerin sosyal ve kültürel kimliklerinin muhafaza edilerek geliştirilmesi yanında, siyasal haklarının korunması yönünde yapılacak siyasî girişim ve sağlanacak haklar ülkemizdeki bölücü terör hareketlerinin önlenmesine de önemli katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.

KAYNAKLAR

ATEŞ, Sönmez, “Irak Türkleri Hakkında”, Türk Kültürü Dergisi, Mart, Sayı:5, s.43-48, Ankara, 1963.
ÇAY, A. Haluk, “Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun Kültürel Yapısı”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Temmuz, Sayı:17 s.37-41, Ankara, 1986.
DEMİRCİ, Fazıl, “Irak Türkmenleri-Kuzey Irak Türkiye İlişkileri”, Yeni Türkiye, Türk Dış Politikası Özel Sayısı, Mart-Nisan, Sayı:3, s.350-358, Ankara, 1995.
EMZEN, Müeyyet, “Musul Vilayetinde Türk Aşiretlerinin Durumu ile İlgili İki Belge”. Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Ağustos, Sayı:6, s.42-45, Ankara, 1985.
ESİN, Necmettin, “Irak Türkleri”, Türk Kültürü Dergisi, Kasım, Sayı:1, s.48-53, Ankara,1962.
Misakımilli ve Türk Dış Politikasında Musul Sempozyumu, Muhtelif Makaleler, Atatürk Araştırma Merkezi Yay., Ankara,1998.
PAMUKÇU, Ekrem, “Bayatlar ve Irak Bayatları”, Kerkük Dergisi, Nisan-Temmuz, Sayı:15-16, s.30-33, Ankara, 1994.
SÖNMEZ, Osman, “Misakımillî ve Musul-Kerkük”, Kerkük Dergisi, Nisan-Temmuz, Sayı:15-16, s.9-15, Ankara, 1994.
AKGÜL, Suat, UZEL, Sahir, “Musul Kerkük Harekatı”, “Berikan Yay., Ankara, 2001.
ARVASİ, S.Ahmet, “Doğu Anadolu Gerçeği”, T.K.A.E.Yay., Ankara, 1980.
ATALAR, Mehmet, Irak Türkleri. (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi): İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü. İstanbul 1976
ATATÜRK, M.Kemal, “NUTUK”, MEB.Yay., Ankara, 1976.
ÇAY, A. Haluk, “Her Yönüyle Kürt Dosyası”, Boğaziçi Yay., Ankara, 1993.
DEMİRBAŞ, Bülent, “Musul Kerkük Olayı”, Arba Yay., İstanbul, 1991.
DEMİRCİ, Fazıl, “Irak Türklerinin Dünü Bugünü Yarını”, T.T.K. Basımevi,. Ankara, 1991.
DEMİRCİ, Nefi, “Kerkük (Kerkük’ün Siyasi Tarihi)”, Detay Ofset Basımevi, İstanbul,1986.
EWANS, Laurence, “Türkiye’nin Paylaşılması (1914-1924)”,(Çev.:Tevfik Alanay), istanbul, 1971.
GROBBA, Fritz, “Irak”, (Çev.:Feridun Akkor) Genkur. Basımevi, Ankara, 1951.
GÜREL, Şükrü S., “Orta Doğu Petrolünün Uluslar arası Politikadaki Yeri”, Ankara Üniversitesi S.B.F. Yay., Ankara, 1979.
HÜRMÜZLÜ, Erşad, “Irak Türkleri”, Irak Millî Türkmen Partisi Yay., Ankara, 1984.
KARADAĞ, Raif, “Petrol Fırtınası”, Adak Yay.(3.Baskı), İstanbul, 1963.
KOÇSOY, Şevket, “Irak Türkleri”, Boğaziçi Yay., Ankara, 1991.
KURAT, Y. Tekin, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Paylaşılması”, Turhan Kitapevi, Ankara, 1986.
KÜRKÇÜOĞLU, Ömer, “Türk-İngiliz İlişkileri (1919-1926)”, Ankara Üniversitesi S.B.F. Yay., Ankara, 1978.
“1993 Musul-Kerkük İle İlgili Arşiv Belgeleri (1515-1919)”, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Basımevi, Ankara.
ÖKE, M. Kemal, “Musul Kerkük Dosyası”, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbul, 1991.
ÖKE, M. Kemal, “Musul ve Kürdistan Sorunu (1918-1926)”, T.K.A.E. Yay., Ankara, 1992.
SABİS, A.İhsan, “Harp Hatıralarım. (Birinci Cihan Harbi)”, Nehir Matbaası. Cilt I-II, İstanbul, 1990.
SANDER, Oral, “Anka’nın Yükselişi ve Düşüşü”, Ankara Üniversitesi S.B.F. Yay., Ankara, 1987.
SONYEL, Salahi R., “Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika”, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1971.
SOYSAL, İsmail, “Türkiye’nin Siyasal Bağıtları (1920-1945)”, T.T.K. Basımevi, Cilt:1, Ankara, 1983.
SÜMER, Faruk, “Oğuzlar (Türkmenler)”, Ana Yay., (5.Baskı), İstanbul, 1980.
TURAN, Osman, “Selçuklu Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti”, Turan Neşriyat, (2.Baskı), İstanbul, 1969.
“Türkiye-Irak İlişkilerinin Dünü Bugünü Yarını”, Harp Ak. K.lığı Basımevi, İstanbul, 1995.
YAKUBOĞLU, Enver, “Irak Türkleri”, Boğaziçi Yay., İstanbul, 1976.
YERGIN, Daniel, “Petrol”, (Çeviren: Kamuran Tuncay), İş Bankası Yay., İstanbul, 1995.
YILDIZ, H. Dursun, “Türk Dünyasında Irak Türkleri”, Toker Matbaası, İstanbul, 1971.
YILDIZ, Hasan, “Sevr-Lozan-Musul Üçgeninde Kürdistan”, Koral Yay,, (2.Baskı) İstanbul, 1977.
YILMAZ, Veli, “Anadolu’da Türk Varlığı ve Güneydoğu Olayları”, Harp Ak. K.lığı Yay., İstanbul, 1993.

SESLI SOHBET GIRISI
Henüz Yorum Yazılmamış.
Yorum Yazın

* İsminiz

* Mail Adresiniz

Web Siteniz

*
Sizin bir script,virus ya da zararli bir yazilim olmadiginizi, asagidaki kodu dogru girerek yapacaginiz yorum ile anlamis olacagim. Guvenlik geregi yapilan bir uygulamadir. Girmeniz gereken kodun uzerine tiklayarak, kodlari sesli olarakda dinleyebilirsiniz. Bu resme tiklayarak harfleri sesli olarak dinleyebilirsiniz.
Guvenlik kodunu sesli dinle


Sesli Sohbet Girisi
Menü
 ŞEHİTLER ÖLMEZ
Katagoriler
Arşiv
Sayfalar